şirince;;;;
• 10/5/2006 - HAYAT (MIŞŞŞ)
Hayat gerçektende çok tuhaf yaa. İnsanlarda sürekli biryerlere yetişme telaşı..Nereye ve Neye yetişmeye çalışıyoruz? Kendimiz için mi yoksa yakınımız yoksa bi başkası için mi yetişmeye çalışıyoruz bi yerlere?
Bu yetişmede ne kadar çok şey kaçırıyoruz. Ama yetişmesek te olmıcak?. Para kazanmaya çalışıyoruz; ama bankalarda saatlerce kuyruğa girip o paraları bi başkasınada vermek için acele ediyoruz. Ya ne tuhaf bi oyundur bu? Ne yaman bir çelişki. Bazen zevkli ama bazende....
Kimse olmak istediği yerde değil zaten. Mutlaka fazlası istenir. Biz miydik aslında bu dünyayı böyle çekilmez yapan? Arada bi mutlu oluyoduk ama o mutluluğun arkasında bile mutlaka zorunlukuk var. MUTLU OLMAK ZORUNDAYDIK. Kitaplarda MUTLU OLAN DAHA FAZLA YAŞIYOR - HAYATTAN ZEVK ALMAK İÇİN HEP GÜL.... gibi. Nasıl olacak bu iş. Tamam mutluluğu kim istemez ama belirli sürelisinden değil süresiz mutluluk. Bunun içinde gülmek ve hayattan zevk almak gerekiyo değil mi? Tamam o zaman HAYATI EN İYİ ŞEKİLDE GEÇİRMEK İÇİN BİZDE GÜLELİM VE MUTLU OLMAYA ÇALIŞALIM bari.... |
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/5/2006 - DİZİMDEKİ YARA...
Dün sabah evden çıktım her zamanki gibi uykulu bir şekilde. Yolda yürürken ayağım yerdeki parke taşlarının ufacıcık bir çıkıntısına takıldı ve kendimi yerde buldum. Sonra düşünüyorumda acaba ben düştüm mü yoksa hayal falan mı gördüm diye. sanki o anda bütün eklem yerlerim fonksiyonlarını kaybetti dengemi sağlayamaz oldum. Acaba bu bir hastalık belirtisi falan mı acaba ?
Neyse. Ama bu düşüşün en güzel yanı neresi biliyormusunuz? Düşme sırasında dizimde oluşan yara. Şu anda biraz kabuk tuttu. Belkide en son 8- 10 sene önce düşütüm ve dizim yara oldu. Bu günlerde dizimdeki yaraya bakıp çoçukluğuma geri dönüyorum
NE OLURDU YİNE COCUK OLSAYDIM ... |
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/4/2006 - ÇATLAK KOVA

Hindistan'da bir sucu boynuna astığı uzun bir sopanın iki ucuna taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu her seferinde dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilmekteymiş.
Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
Iki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş: "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum."
"Neden?..." diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?..." Kova cevap vermiş: "Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Sen bu kadar çalısmana rağmen, benim kusurumdan dolayı emeklerinin karşılığını tam olarak alamıyorsun."
Sucu şöyle demis: "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum." Gerçekten de çatlak kova tepeyi tırmanırken patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.
Sucu kovaya sormuş: "Yola baktığında, sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını farkettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, patronum evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."
Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Aslında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarımızdan korkmayalım. Onları sahiplenelim... Kusurlarımızda gerçek gücümüzü bulacağımızı bilirsek eğer, biz de güzelliklere sebep olabiliriz.
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/4/2006 - HAKARET HEDİYESİ
Tokyo yakınlarında, yaşlandıktan sonra kendini gençlere Zen Budizmini öğretmeye adayan büyük bir samuray yaşıyordu. İleri yaşına rağmen hala bütün rakiplerini alt edebilecek biri olduğu söyleniyordu.
Bir akşam vicdansızlığıyla tanınan bir savaşçı onu ziyarete geldi.Aynı zamanda provokasyon tekniğiyle de ün salmış bir savaşçıydı bu. Rakibinin ilk hamleyi yapmasını bekler, sonra keskin zekasıyla rakibinin zayıf noktalarını değerlendirip şimşek gibi karşı atağa geçerdi. Genç ve sabırsız savaşçı, o güne kadar tek bir karşılaşmayı bile kaybetmemişti.
Samuray'ın şöhretini biliyordu ve oraya onu yenip kendine çok daha büyük bir isim yapmak için gelmişti.
Öğrencilerinin itirazlarına rağmen Samuray, kendine meydan okuyan savaşçının çağrısını kabul etti. Herkes şehrin en büyük meydanında toplandı ve genç adam yaşlı öğretmene hakaret etmeye başladı.Ona birkaç taş fırlattı, yüzüne tükürdü, Samuray'a ve tüm ailesine bildiği bütün küfürleri saydı.
Saatler boyunca Samuray'ı provoke edecek her şeyi yaptı ama yaşlı adam tamamıyla tepkisizdi. Akşam sona ererken ateşli savaşçı yorulmuş ve utanmış bir şekilde geri çekildi.
Hocalarının onca hakaret ve provakasyona cevap vermemesinden düş kırıklığına uğrayan öğrenciler gelip yaşlı Samuray’a sordular: "Bunca aşağılanmaya nasıl dayandınız? Her ne kadar dövüşü kaybetme riskiniz olsa da, kendizi bir korkak olarak göstermektense neden kılıcınızı kullanmadınız?" "Birisi elinde bir hediye ile size gelse ama siz o hediyeyi kabul etmeseniz, sonuçta hediye kime aittir?" diye sordu Samuray. "Onu vermeye çalışan kişiye" diye cevapladı öğrencileri. "Kıskançlık, öfke ve hakarette de aynı şey geçerlidir" dedi öğretmenleri; "Eğer kabul edilmezlerse onu yanında taşıyan kişiye ait olarak kalırlar."
WWW.WEBNATUREL.COM |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 14/4/2006 - ÇOCUK OLMAK İSTİYORUMMMM
Yaa ben çoculkluğumu özledim. Bana geri verin çocukluğumuuuu!
Geçen güz güneşli bir havada camdan dışarıyı seyrediyordum.Sanki bahar beraberinde çocuklarıda getirmiş. Mahallenin bütün çocukalrı dışarı çıkmış oyun oynuyorlar. Ahhhhhh bende bi zamanlar öyleydim.Hele yazın. Gündüz sıcak olduğu için dışarı çıkartmazdı annem. Ama akşam olunca kim tutabilirdiki bizi evde. Salardık kendimizi sokağa. Bağırışlar, çağırışlar, kavgalar, küfürler... daha neler neler....Arada bi mahallenin en huysuz yaşlısı çıkar "ne gürültü yapıyorsunuz böle. Gidin başka yerde oynayın sizin evleriniz yok mu?"derdi.Bizde o anda korkudan giderdik. Ama daha sora bi bakardık ki oyuna kaptırmışız kendimizi yine o huysuz teyzeni kapısının önüne gelivermişiiz.Nasıl oluyordu anlamıyoduk ama ..
ahhhh daha neler neler.... |
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 14/4/2006 - ohh be
uzun zamandır içimde sakladığım bir şeyi en sonunda birileri ile baylaştım . Ve anladım ki insan paylaştıkça rahatlıyor ve kendini mutlu hissediyor. Bende bundan sonra olabildiği kadar çook arkadaş edinip onalrın sorunlarını dinlemek istiyorum...
Sevgi ile kalın.... |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/4/2006 - BENİM HİÇ OLMADI.....
Ben çocukken aşırı yaramazlık yapmamışım,
İlkokulda hiç arkadaşımla tekme tokat kavga edip velilerimizi okula çağırmadılar,
Ortaokula gelinceye kadar kopya çekmedim,
Okulda öğretmenim beni azarladığında sürekli ağlardım,
Benim hiç uğruna okuldan kaçıp aileme yalan söyleyebileceğim sevgilim olmadı,
Kimselere görünmemek için gizli gizli tenha yerlerde kimse ile buluşmadım,
Kollarımı hayat ahiçbir zaman sonuna kadar açamadım, kucaklayamadım hayatı,
Hiçbir zaman sonuna kadar cesur olamadım,
Sevdiğim ve ya hoşlandığım birine SENİ SEVİYORUM diyemedim,
ACABA BUNLAR İÇİN GEÇ KALDIM MI YOKSA Bİ UMUT DAHA VARMIDIR? |
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2006 - BEN HAYATI PLATONİK SEVMİŞİM ZATEN,,,,,,
Offf offfffff.... Nekadar off çeksem azdır yaaa.
Bahardanmıdır nedir bilmem ama insanın hep mutlu olması, gülmesi, eğlenmesi, aşık olması geliyo yaaa. Eyap sende o zaman diyeceksiniz. Evet haklısınız yapmalıyım, yapacağımda ama hep ben yapıyorum ya. Hayatı bile ben seviyorum o beni sevmiyoo yaa.
Sevdiğiniz veya hoşlandığınız birine bunu söyleyememek ne kadar kötü bişey deil mi?
Evet çok kötü. Yürekli olmak gerkir, söyleyeceğini söylemek, kimsenin arkasından işler çevirmemek, iyide olsa kötüde olsa yüzüne karşı konuşmak konuşacaklarını, sevdiğini doyasıya sölemek,......Benim hayat felsefemde buydu AMA bazen yapamıyo insan ya. Utanıyo, çekiniyo, sıkılıyo, hakkımda ne düşünüyo diyo.....
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/4/2006 - AH ŞU HUZUR.......
"Huzur hiçbir gürültünün, sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükunet bulabilmesidir." |
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/4/2006 - BİR UMUT
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya...
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu.
"Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar.
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı; yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
Insanlar gelip geçtiler önünden, bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavasça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu. Işte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.
Bir an öylece baka-kaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak.
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu, niye? Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye... |
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|